Aaron Swartz anısına: bilgiyi çitleyenlere karşı bir hayat

Aaron Swartz’ı anmak, bir biyografi ezberlemek değildir. Onun adını anmak, bilginin kime ait olduğu sorusunu yeniden sormaktır. Akademik makalelerin paywall’lar ardına kilitlendiği, kamu fonlarıyla üretilen araştırmanın özel lisanslara hapsedildiği, genç bir insanın açık erişim talebinin cezai tehditle karşılandığı bir dünyada Swartz’ın mirası hâlâ yakıcıdır.

Ortak alan olarak bilgi

Swartz, interneti yalnızca bir iletişim aracı olarak değil; ortak bir kütüphane, ortak bir meydan, ortak bir arşiv olarak gördü. RSS’ten Creative Commons’a, Wikipedia kültürünün erken yıllarından açık veri mücadelelerine uzanan yolu, bilginin metalaştırılmasına karşı bir itiraz hattı çizdi. Onun için “erişim” teknik bir özellik değil, ahlaki bir zorunluluktu: bilmek, paylaşmak, çoğaltmak — bunlar izin belgesine bağlı ayrıcalıklar olmamalıydı.

Bugün büyük yayınevleri, veri broker’ları ve platform tekelleri, bilgiyi çitleyerek kâr üretirken; araştırmacılar, öğrenciler ve yurttaşlar aynı içeriğe ulaşmak için abonelik duvarlarıyla boğuşuyor. Swartz’ın JSTOR ve benzeri kapalı arşivlere yönelik eleştirisi, “hırsızlık romantizmi” değil; kamusal bilginin kamuya iadesi talebiydi. Bu talebi kriminalize eden hukuk düzeni, mülkiyetçi enclosure’ı güvenlik diliyle paketliyordu.

Ceza, gözdağı ve yasın siyaseti

Aaron Swartz’ın maruz kaldığı kovuşturma baskısı, yalnızca bir bireysel trajedi değildir. O baskı, dijital alanda itaatsizliğin nasıl cezalandırılacağını gösteren bir ders niteliği taşır. Devlet, şirketlerin telif ve erişim rejimlerini kendi cezai aygıtıyla güçlendirdiğinde, “suç” ile “protesto” arasındaki çizgi iktidarın lehine kaydırılır. Swartz’ın ölümü, birçok insan için açık erişim mücadelesinin maliyetini görünür kıldı; ama maliyeti unutturmak da bir siyaset biçimidir.

Biz CyberNews olarak onu “aziz”leştirmeden anıyoruz. Azizleştirme, mücadelenin sürekliliğini bireysel kahramanlık anlatısına indirger. Oysa gereken şey, Swartz’ın sorduğu soruları bugünün platform kapitalizmine, gözetim ekonomisine ve yapay zekâ eğitim verisi yağmasına taşımaktır: Kim veri toplar? Kim erişir? Kim kâr eder? Kim cezalandırılır?

Açık erişim bugün ne demek?

2020’lerin sonunda “açık” sözcüğü sıkça boşaltılıyor. Açık API’ler kapalı iş modellerine hizmet edebiliyor; açık modeller kapalı bulutlara hapsedilebiliyor; “şeffaflık” raporları denetimsiz gücü meşrulaştırabiliyor. Swartz’ın mirasını ciddiye almak, bu boşaltmaya karşı direnmek demektir. Açık erişim; makalelerin PDF’lerinin serbestçe dolaşması kadar, insanların kendi iletişimlerini şifreleyebilmesi, kaynak kodunu denetleyebilmesi, arşivlerin kamuya ait kalması anlamına da gelir.

Kütüphaneler, bağımsız arşivler, akademik boykotlar, gölge kütüphaneler tartışmaları, kamu fonlu bilimin kamu lisansı taşıması talepleri — bunların hepsi Swartz’ın çizgisinin devamıdır. Aynı çizgi, sansüre karşı aynalama pratiklerini, sansürlenen haberlerin çoğaltılmasını ve platform dışı dağıtım kanallarını da kapsar. Bilgiyi tek bir şirketin ToS’una mahkûm etmemek, dijital özerkliğin temelidir.

Anmak, sürdürmek demektir

Aaron Swartz anısına yazmak, onu yalnızca geçmişte bırakmak değildir. Anmak; paywall’a karşı dayanışmayı büyütmek, araştırmayı ortaklaştırmak, mahkemelerin ve savcıların dijital itaatsizliği ezmesine karşı kamuoyu üretmek, genç aktivistleri yalnız bırakmamaktır. Onun adını bu köşede anarken sözümüz şudur: bilgi ortak alandır; onu çitleyen her rejim — ister şirket ister devlet — eleştiriye ve kolektif karşı-pratiğe açıktır.

Dayanışma, yasın ötesinde bir siyaset ister. Yas tutmak meşrudur; ama yasın yanında örgütlenmek, arşivlemek, çevirmek, paylaşmak ve kapalı sistemlere alternatifler üretmek gerekir. Aaron Swartz’ın bıraktığı en net iz, belki de budur: bilginin özgürleşmesi, bir lütuf değil, halkların hakkıdır.

Bu yazı bir anı köşesidir. Saldırı tarifi vermez; istismar anlatmaz. Anlatmak istediği şey başka bir yerdedir: insanların bilmeye, paylaşmaya ve birlikte düşünmeye hakkı vardır — ve bu hak, lisans sözleşmelerinin ve cezai tehditlerin altında ezilmemelidir. Swartz’ı hatırlamak, bu hakkı bugün de savunmak demektir.