Ne oldu?

Türkiye’de 12 Eylül’den beri süren “Ailem Güvende” operasyonları, dijital alanda yeni bir sansür ve gözaltı dalgasına dönüştü. Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre İstanbul Emniyeti Siber Suçlarla Mücadele bürosunun “aile, çocuk ve gençleri koruma” çalışması kapsamında bir İstanbul mahkemesi, “müstehcen içerik paylaştığı” iddiasıyla 419 sosyal medya hesabına erişim engeli getirdi.

Engellenenler arasında gazeteciler, aktivistler, medya kurumları ve kadın hakları örgütleri de var. Balkan Insight’ın 17 Eylül aktarımına göre Şirin Payzın gibi geniş takipçili hesaplar Türkiye’den görünmez kılındı. Aynı günlerde mahkemeler LGBTİ+ hak savunucuları, destekçileri ve gazetecilere yönelik en az 80 tutuklama kararı verdi; Çağlayan’daki protestoda gözaltına alınan 106 kişi ise serbest bırakıldı.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), 16 Eylül açıklamasında baskının LGBTİ+ örgütlerinin ötesine taştığını, gazeteci Tuğba Tekerek’in Kaos GL’de yayımlanan bir haberi nedeniyle tutuklandığını, Kaos GL yönetiminden yedi kişinin tutuklandığını ve BirGün muhabiri Sarya Toprak ile ARD muhabiri Şener Azak’ın protesto haberciliği sırasında gözaltına alındığını kaydetti. Adalet Bakanı’nın açıklamasına göre operasyonlar 15 ili, 162 kişiyi, dokuz derneği ve 13 işletmeyi kapsıyor.

“Müstehcenlik” maskesi, ifade alanı

Resmî dil “aile koruması” ve “müstehcenlik” derken fiilen yapılan şey, kimliği ve bilgiyi birlikte suç haline getirmektir. Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi’nden Gürkan Özturan’ın Balkan Insight’a söylediği gibi: iktidar hem kimliği hem de haberi kriminalize ediyor.

Önceki günlerde Af Örgütü Türkiye, Evrensel ve MLSA hesaplarının da engel listelerine girmesi, 5651 sayılı yasanın 8/A maddesindeki “kamu düzeni / millî güvenlik” formüllerinin rutin sansür aracına dönüştüğünü göstermişti. Şimdi aynı makine “müstehcenlik” etiketiyle daha geniş bir ağı tarıyor. Engellenen içeriklerin somut listesi kamuoyuna şeffaf sunulmuyor; bu da keyfiliği büyütüyor.

Dayanışma hattı

IPI, gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını, medya ve hak örgütlerine yönelik erişim engellerinin kaldırılmasını ve “kamu ahlakı” gerekçesinin meşru haberciliği bastırmak için kullanılmamasını istedi. Teknik olarak ayna hesaplar, alternatif kanallar ve engel listelerinin belgelenmesi sürüyor; asıl mesele tek tek hesapların peşinden koşmak değil, sansürün meşruiyetini topluca reddetmek.

Dijital alan daraldıkça sokak da daralıyor; sokak daraldıkça haber kesiliyor. Bu döngüyü kıran şey, devlet dili değil, dayanışma ve kayıt tutma ısrarıdır.